31 Temmuz 2009 Cuma

'Hocam kusura bakma, biz de topluluğa uyduk'

Turkcell Süper Lig hakemlerinden Hakan Özkan, başından geçen trajikomik bir olayı futbolseverlerle paylaştı. başarılı hakem, bir maçta tribünden kendisine sürekli küfreden şahsın, karşılaşma sonrasında bindiği taksinin şoförü çıkınca üzerine yaşananları anlattı.
Hakan Özkan, Konya'da yönettiği bir maç sırasında yaşadığı ilginç bir olayı ise şöyle anlattı: "Konya'da yönettiğim bir müsabakada tribünden protestolar geliyordu. Yalnız birisi vardı ki, herkesin sustuğu bir anda çok yakından bir yerden tek başına bağırıyordu. O bölgede bir taç atışı olduğunda tribüne baktım ve o şahsı çok net biçimde gördüm. Müsabakanın ardından otele gitmek için taksiye biner binmez şoförü tanıdım. Maç sırasında göz göze geldiğim şahıstı. 'Maçı seyrettin mi, hakem nasıldı?' diye sordum. 'Hakem çok iyiydi. Bir pozisyonda faulü vermedi ama o kadar da olur. Yalnız kültür seviyemizden midir nedir, hep hakeme küfür ettiler' dedi. Taksiden inerken, 'Sen maç boyunca bana küfür etmiştin, hiç yakıştı mı?' dedim. Çok mahcup oldu ve 'Hocam kusura bakma, biz de topluluğa uyduk, aslında öyle bir şey yok' diyerek özür diledi. Şunu söylemek istiyorum; evet küfür ediyorlar ama dışarı çıktığınız zaman sizinle iletişimleri belli bir saygı çerçevesinde gerçekleşiyor. Oradaki küfrün nedeni toplum psikolojisine uyulması. Eğer konsantrasyonunuzu bozup da tribünleri duyarsanız o maçın içinden çıkamazsınız."

27 Nisan 2009 Pazartesi

BÜYÜK HAREKETLER BUNLAR

Yusuf geldiğinde kıyameti koparanlara selamlar, saygılar... İkinci goldeki muhteşem Yusuf imzası onlara kapak olsun... Futbolda büyük hareketleri büyük topçular yapar... Tıpkı Yusuf'un yaptığı gibi... Yaşı kaç olursa olsun, geçmiş yılları ne kadar ıskalamış olursa olsun, Yusuf günümüzün en büyük, en yaratıcı futbolcularından biri... Örneğin Tello... Çıkana kadar maçta gören var mı? Ama bir dakika kendini gösterdi, Beşiktaş'ın ilk golü geldi... Bakmayın golü Bobo'nun attığına... Ben o golü Bobo'ya değil, muhteşem pası veren Tello'ya yazıyorum... İkinci golü Holosko'ya değil, Yusuf'a yazdığım gibi... Büyük hareketler bunlar... Ama bir de Delgado vardı... Geldiği günden beri belki de en etkili futbolundan birini oynayan Delgado... Takımını çok iyi hücuma kaldırdı... Final şutlarında biraz daha etkili olabilse, Beşiktaş daha ilk yarıda sonucu alırdı... Eskişehirspor, geride kalan haftalarda Galatasaray'a, Fenerbahçe'ye sahayı dar eden Eskişehirspor değildi... Sahayı dar etmeyi bırakın, Beşiktaş'a çok geniş alanlar bıraktı... Mücadele gücü bile eski maçlarıyla oranlanmayacak kadar kötüydü... Eskişehirspor'un en büyük özelliği olan yardımlaşma, dayanışma ve takımdaşlık duyguları sanki bu maçta iflas etmişti... Hele Engin'in tavırları... Hiç unutmam, Eskişehirspor'un, Büyükşehir Belediye maçından sonra Engin'in tavırlarını eleştirdiğimiz için, Kulüp Başkanı bile bizi eleştirmişti... İşte o Engin'i gördük... İyi futbolcu ama, asla iyi bir profesyonel değil, asla iyi bir sporcu değil... İki takıma baktığınızda Beşiktaş berabere bile kalsa yazık olurdu... Özellikle ikinci yarıda Eskişehirspor, Beşiktaş ceza alanına girmeyi bırakın, kapısının önünden bile geçemedi... Sadece ilk yarıda bir Youla, bir Anderson kafası... Hepsi o... Karşındaki koca Beşiktaş takımı... Yarım porsiyon futbolla karnını doyuramazsın... Adamı sofradan aç kaldırırlar... Beşiktaş da onu yaptı... Bugün söylemiyorum... Bugün yazmıyorum... Ligin ikinci yarısı başlarken, Beşiktaş'ın puan olarak çok gerilerde kalmışken en büyük şampiyon adaylarımdan biri olduğunu ısrarla ve defalarca söylemiştim... Kalan maçlarının zorluğuna bakmayın... Eskişehirspor maçı zor değil miydi? Birikimli bir hoca, iyi ve kaliteli bir kadro... Beşiktaş şampiyonluğa göz kırpıyor...

3 Şubat 2009 Salı

Padişahım sen çok yaşa!

Mektuplardan anladım ki memleketin ezici çoğunluğu pek sevmiş Başbakanımızın gürül gürül çıkışını.
Sevin tabii! Sevmemek mümkün mü? Van minüts, van minüts diye hafiften dalgamı geçtim amma... Serde Türklük var. Balkan göçmeni de olsak Türk Türktür! (Zaten Türk olmayanı da kafasına vura vura Türk etmesini biliriz.) Severiz yani efelenmeyi de efeleneni de.

Üstelik laikçisi ulusalcısı ve dincisiyle hepimizin sevmesi de ayrı bir güzellik olmuş. Efelenme konsensüsü.

Bana da çok kızmışlar. Neye niçin kızdıkları belli değil. Tişört fikri çok iyi bir fikirdi halbuki. (Destekse destek!) Ama mizahımız Recep İvedik seviyesine düşünce (veya zaten hep orada olduğu için) önerilerime çok kızmışlar. Van minüts tişörtü olmazmış! Sonun s de yokmuş zaten. (Hayır vardı!)

Ay ay ay.. Bir de kibarlık budalaları var. Kadına “bayan”, tuvalete “lavabo” deyince kendilerini kibar addedenler “sizin gibi bir bayana hiç yakışmamış”lamışlar bütün gün.

Tabi tabi.. Öfkelenince o “kibarlar”a ne oluyor biliyoruz.
Başbakan çok iyi etmiştir diyorsunuz.
Gürül gürül çıkışması iyi olmuştur diyorsunuz.
Peki İrak’ta beş yıldır 1 (BİR) milyon insanın ölürken, Felluce’de insanlar katledilirken, neredeydi Başbakanımızın gürül gürül sesi? Peres’e çıkan gürül gürül ses Bush’a niye çıkamadı?

Bangır bangır yazıyor günlerdir gazeteler, ülkemizde JİTEM’in öldürdüğü binlerce insan için niye çıkmıyor o gürül gürül ses?

Askerlerimiz dağlarda sahipsiz bırakılıp katledilirken nerede o ses?
Hrant Dink öldürüldüğünde neredeydi o gürül gürül ses?
Ya peki İsrail ile şanlı ordumuzun modernizasyonu anlaşmaları yapılıp, milyonlarca dolar gürül gürül İsrail’e akıtıldığında?
Bundan sonra İsrail’den herhangi bir silah almayı da kesebilecek miyiz gürül gürül? Haysiyetli dış politikayı bu sananlar bunu da yapabilirler mi?

Gelin şu tarihimizi temizleyelim, gelin İttihat ve Terakki’nin yediği haltlara sahip çıkmayalım dendiğinde niye duymadık o hakkaniyetli gürül gürül sesi?

O gürül gürül sesi cami, türban ve Filistin üçgeni dışında duyabilecek miyiz?
Duyabileceksek ne ala! Sonuna kadar destekleyelim!
Üstelik o aynı gürül gürül ses “işsizlik belimizi büktü, anamız ağladı” diyen kendi halkına “ananı da al git” şeklinde döndüğünde yine sevecek miyiz?
Yine kendi halkına “çeksinler gitsinler” dediğinde?

Yoksa Ekrem Kaftan Bey’in yazıp bana da gönderdiği şiir kadar mıdır hadise?

“Bitirdin bu milletin Osmanlı hasretini / Yazacak tarih senin elbette gayretini / Allah kabul eylesin mukaddes hiddetini / İslam’ın bayrağısın Recep Tayyip Erdoğan...”

Osmanlı hasreti ha!

Vay babam vay...

Not: Mutlu Tönbekici yazısından alıntıdır...
Yazıyı cok begendim sizinle paylaşmak istedim...sayın başbakanımızın reytinginden bahsetmiş...ve düşüncelerinin hepsine katılıyorum.....'' Peki İrak’ta beş yıldır 1 (BİR) milyon insanın ölürken, Felluce’de insanlar katledilirken, neredeydi Başbakanımızın gürül gürül sesi? Peres’e çıkan gürül gürül ses Bush’a niye çıkamadı? '' bu soruyu bende sormuştum.. kendi cevreme... Neden???????? sayın başbakanım...

hayırlısı..

30 Ocak 2009 Cuma

Adına Hayat Deniyor,İşte Bu yüzden...

Gün batıyor yine,Şehrin garip ışıklarıylaYürekler birden çok Yorgun,TelaşlıKoşuşturuyoruz,Bilinmedik zamanlarda işteSevdaya zaman ayırmadan,Tahammulsuz kalarakİşte Bu yüzden adına Hayat deniyor,vurgun zamanlara...

Biliyorsun ki Yar, Geceleri düşünürsün,YanarakAcı katresinde her bir demde süzülerek,ÇoğalırsınBu Şehir yine Yanlızlık kokar,Mevsim karanlık AkşamlarındaGidiyoruz işte,Güz sancısında bir sonbahar Korkusuylaİşte Bu yüzden adına Hayat deniyor,Yorgun zamanlara...

Ölüm,Tatlı bir uyku halidir diyorum,Her gece yatıyorum derinliğimde,sana kavuşmak içinGarip bir buse konduruyorsun,Git diyorsun çocukBeni tatlı uyku haline almayarak,Mavi mavi gülümseyerekİşte Bu yüzden adına hayat deniyor,Ölümden kalan zamanlara...

Yanıyorum,sensiz,bi çare,günleri sayarakYıllar geçiyor,siyah beyaz resimlerde saklı kalıyor Mutluluk,İliklerime kadar seni çekiyorum,deminde damıtarak,GözyaşlarımıKollarımı açıyorum,Gözlerimi kapayarak,Sana dokunuyorumAdına aşk diyorum,Sevda diyorum,Acıların yanmasıyla,Gönlümünİşte Bu yüzden adına hayat deniyor,Yanmanın verdiği azap zamanlara..

Adı Yok Kadar,SONSUZUM...

Ses kadar yakınım,bir yakarış anındaDuyduğun gözlerinde,Filizlenen baharınlarında;Korkuların kadarım,Ecel saatlerindeÖzgürlüğün kadarım belkide,Mahkum olmuş esaretindeBen kadarım,Sana ait olmak kadar...
Düş gibiyim,masum bir çocuk rüyasında,Ateş koru gibi,küllerini dağıtarak rüzgarlarındaYüreğim yangın yeridir,Sana yandığım sonsuzluğundaAnladığın kadarım,anlatabildiklerim kadar,benliğindeDerinliğin kadarım belkide,en derine inmek anında;Sen kadarım,Bana ait olmak istediğin anlarda...
Renkleri gördüğüm kadar bilirim,Maviyi;Rüyayı görmek istediğim gibiyim,Güneşin olmak anındaDeniz gibi saflığında süzülerek,Dalgalarını vurarak sahileSen gibiyim,Yarattığım kadar,sonsuzluk zamanlarındaHükümsüz biriyim aslında,Hükümler giyerek de;Son kadarım,Hiç bir başlangıç olmayan sonsuzluğumda...

21 Ocak 2009 Çarşamba

Karikatürlerde Tuncay Güney












22 Kasım 2008 Cumartesi

Yalnızlık

Karşımıza erken çıkmış insanları yolun dışına sürerken;

bir gün geri dönüp,

onu deliler gibi arayacağımızı

hiç hesaba katıyor muyuz?

Hayat her zaman cömert davranmaz bize.

Tersine, çoğu kez zalimdir.

Her zaman aynı fırsatları sunmaz.

Toyluk zamanlarını ödetir,

hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların,

eskitmeden yıprattığımız dostlukların,

savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla

yapayalnız kalırız bir gün...

Bir akşam üstü yanımızda kimsecikler olmaz ;

Ya da olması gerekenler yanımızdakiler değildir...


Murathan MUNGAN

5 Kasım 2008 Çarşamba

MURO O ÇOCUKLARI KURTARIR MI?

Nalet Olsun İçimdeki İnsan Sevgisine. Çok yakında ekrandan beyazperdeye transfer olan bir ekran figürü üstüne yapılan bir komedi filmi...

Biliyorsunuz Kurtlar Vadisi’nin teröristi Muro ve arkadaşlarının hikayesi bu. Mizah ve siyasetin yeni nesil versiyonu...

Kimileri Muro karakteri üstünden teröristlerin övüldüğünü düşünüyor bu filmde. Ben ise tam tersini savunuyorum...

Muro, bu ülkede şimdilerde polise taş fırlatan örgüt sempatizanlarının ne olamayacağının bir ibret belgesidir. Bir hayali kahramanın kendi içinde birkaç yerden kırılan ruhunun röntgenidir...

Terör gibi lanetli bir konu hakkında mizah yapmak büyük ustalık ister. Biraz da perde arkasını izlediğim kadarıyla filmde bu büyük hassasiyetin tüm inceliği vardır...

Kimse bir film izleyerek terörist filan olmaz. Ama aklı karışık olan kitlelerin yol sapmasını engelleyebilir mizah. İçinde bir şekilde doğruyu barındırır çünkü...

Mustafa Üstündağ kardeşimin büyük bir başarıyla canlandırdığı bu karakter belki, neye niçin taş attığını bile kestiremeyen çocukların köprüden önceki son çıkışı olabilir...

Dilerim Muro o öfkeli çocukların yüzüne bir çiçek gibi koyar gülümsemeyi. Ve belki o zaman vazgeçerler kendi geleceklerini taşlamaktan, kundaklamaktan, yakmaktan!

Mesut Yar

1 Ekim 2008 Çarşamba

Uykusuz geçen kapaklar




Dünya’nın en pahalı otomobili

15.7 milyon sterlin değerinde Ferrari
Çok nadir bir klasik olan; 1962-1964 yılları arasında FIA’nın GT klasmanında yarıştırılmak üzere en az 100 adet üretilmesi gerekirken sadece 39 adet üretildiği halde, esrarengiz bir şekilde yarışlara girmeye onay alan Ferrari 250 GTO’lardan biri, ismi açıklanmayan bir İngilize açık arttırma yolu ile 15.7 milyon sterline satıldı.Rekor daha önce, 1987 yılında 4,000 otomobil meraklısının izlediği London’s Royal Albert Hall’de düzenlenen müzayedede 5.5 milyon sterline satılan Bugatti Type 41 Royale’e aitti.